Günlük hayatta bazı davranışlar hemen “zeka” etiketiyle yorumlanabiliyor. Ancak psikologlar ve bilişsel bilimciler, tek bir alışkanlığa bakarak bir kişinin zekâ düzeyi hakkında kesin bir yargıya varmanın bilimsel olmadığını özellikle vurguluyor. Yine de araştırmalar; öğrenme isteği, öz denetim, dikkat yönetimi ve kişinin kendi düşünme biçimini sorgulama kapasitesinin (üstbiliş) zihinsel performansla yakından ilişkili olduğunu ortaya koyuyor.
Bilimsel çalışmalarda “düşük bilişsel farkındalık” ya da “zihinsel esnekliğin sınırlı olması” ile daha sık birlikte görülen beş alışkanlık öne çıkıyor.
- Merakın azalması ve öğrenmeye kapalı olma
- Sürekli erteleme alışkanlığı
- Dikkatin sık sık bölünmesi ve aynı anda birçok işe odaklanmaya çalışma
- Aşırı özgüven ve eleştiriye kapalı olma
- Yüzeysel düşünme ve detaylı analizden kaçınma
Merakın Azalması ve Öğrenmeye Kapalı Olma
Merak sadece “ilgili olmak” anlamına gelmiyor. Uzmanlara göre merak, zihnin yeni bilgiyi kabul etme ve eski bilgileri güncelleme kapasitesiyle ilgili. 2022 yılında yayımlanan bir araştırma ve derleme çalışması, merak düzeyi ile bilişsel yetenek arasında özellikle akademik başarı ve bilgi edinimi açısından anlamlı bir ilişki olduğunu ortaya koydu. Araştırmacılar merak ile zekânın aynı şey olmadığını ancak birbirini beslediğini vurguluyor.
Basit anlatımla; merakı düşük olan kişi yeni şeyler öğrenmeye daha az yöneliyor. Bu da zamanla problem çözme gücünü sınırlayabiliyor. Uzmanlar bunu “zeka düşüklüğü” değil, öğrenme alışkanlığının zayıflaması olarak değerlendiriyor.
Sürekli Erteleme Alışkanlığı
Erteleme çoğu zaman “üşengeçlik” gibi görülse de bilimsel araştırmalar daha farklı bir tablo çiziyor. Calgary Üniversitesi’nden psikolog Piers Steel’in 2007 yılında yayımladığı kapsamlı meta-analiz, erteleme davranışının öz denetim, dikkat yönetimi ve dürtüsellik ile güçlü şekilde bağlantılı olduğunu gösterdi.
Yani mesele sadece işi sevmemek değil; planlama ve dikkati sürdürme becerileriyle ilgili. Sürekli erteleyen kişiler genellikle işleri son ana bırakıyor ve bu da stresle birlikte hata riskini artırıyor. Bu durum doğrudan zekâ göstergesi sayılmıyor ancak zihinsel kaynakların verimli kullanılmadığını gösteren bir işaret olarak değerlendiriliyor.
Sürekli Dikkat Dağınıklığı ve Çoklu Görev
Stanford Üniversitesi bağlantılı araştırmacılar Eyal Ophir, Clifford Nass ve Anthony D. Wagner’in 2009 yılında yayımladıkları çalışma, aynı anda birçok dijital uyaranla uğraşan kişilerin dikkat kontrolünde daha zayıf performans gösterebildiğini ortaya koydu.
Günümüzde bir yandan mesajlaşmak, bir yandan video izlemek, aynı anda başka bir işle ilgilenmek oldukça yaygın. Ancak araştırmalar, yoğun çoklu görev alışkanlığının özellikle derin düşünme gerektiren işlerde performansı düşürebileceğini gösteriyor. Kısacası, her şeye aynı anda yetişmeye çalışmak zihinsel kaliteyi artırmak yerine azaltabiliyor.
Aşırı Özgüven ve Eleştiriye Kapalı Olma
Cornell Üniversitesi’nden psikologlar Justin Kruger ve David Dunning’in 1999 yılında yayımladıkları çalışma, belirli alanlarda düşük performans gösteren bazı kişilerin kendi performanslarını olduğundan yüksek değerlendirebildiğini ortaya koydu. Bu durum literatürde “Dunning-Kruger etkisi” olarak anılıyor.
Bu herkes için geçerli değil. Ancak araştırma, kişinin kendi hatasını fark edememesinin öğrenmeyi zorlaştırabileceğini gösteriyor. Stanford Üniversitesi’nden Carol Dweck’in zihniyet üzerine yaptığı çalışmalar da benzer bir noktaya işaret ediyor: Zekânın sabit olduğuna inanmak, kişinin gelişime kapalı hale gelmesine neden olabiliyor.
Eleştiriyi tamamen reddetmek ve hatayı hep dış faktörlere bağlamak, zamanla zihinsel gelişimi sınırlayabiliyor.
Yüzeysel Düşünme ve Derin Analizden Kaçınma
Toronto Üniversitesi’nden Keith E. Stanovich ve çalışma arkadaşları, zekâ testlerinin her zaman sağlıklı ve rasyonel düşünmeyi tam olarak ölçmeyebileceğini savunuyor. Stanovich’e göre önemli olan sadece hızlı düşünmek değil, gerektiğinde durup düşünceyi sorgulayabilmek.
Mary E. Toplak, Richard F. West ve Keith E. Stanovich’in bilişsel yansıtma testleri üzerine yaptığı çalışmalar da ilk akla gelen cevabı hemen kabul etmek yerine biraz daha düşünmenin daha doğru sonuçlara götürebileceğini gösteriyor.
Basit ifadeyle; her konuda hızlı ve kesin konuşmak yerine detaylı düşünmek, zihinsel performans açısından daha sağlıklı kabul ediliyor.
Uzmanların ortak görüşü net: Bu alışkanlıklar tek başına bir kişinin zekâ düzeyini belirlemez. Ancak merakın azalması, sürekli erteleme, dikkat dağınıklığı, eleştiriye kapalılık ve yüzeysel düşünme uzun vadede zihinsel gelişimi sınırlayabiliyor. Zekâ sabit bir etiket değil; öğrenme, sorgulama ve açık fikirli olma ile güçlenebilen bir kapasite olarak değerlendiriliyor.




















